Karanlık Mod
Açık Mod
Bugün: Kasım 30, 2025
Kasım 2, 2025

İLK TEZGAH

İlk Tezgah - Akbalik Himself

Kundu esnafı, kaldırımlara – adeta şehrin rastgele bir yerinde denk gelebileceğiniz sosyete pazarları gibi- mallarını yığmıştı. Onlarca esnaf, envai çeşit ürün, havada uçuşan kotlar, esnafların atışmaları, birbirlerine girmiş diller ve atılan tezgahlar...

(Dipnot: Bu yazı sanırım 2015-16 yıllarına ait, aslına sadık kalmak amacıyla ufak rötuşlar ve belli başlı yazım hatalarını düzeltmek haricinde herhangi bir ekleme/çıkartma yapmadığımı ifade etmem gerekiyor.)

Mart ayının son günleriydi, kaderin bir cilvesi midir bilinmez, okul çıkışında arkadaşımın beni arabasıyla bizim evin oraya kadar bırakma teklifini reddedip otobüs beklemeye koyulmuştum. Eve gitmek için bindiğim otobüs ise, o güzergahtan babamın çalıştığı yere giden tek otobüstü.

Yolda babamın beni araması bir hayli şaşırtmıştı beni. Birkaç saniyelik duraksamadan sonra telefonu açtım ve konuşmaya başladım:

-“Alo, efendim baba, ne oldu?” Böyle bir giriş yapmamın sebebi ise babamın okul çıkışı saatlerinde beni nadiren aramasıydı.

-“Ha oğlum, neredesin, çıktın mı okuldan?” dedi, hafif heyecanlı bir edayla. Allah allah, dedim içimden. Acaba beni okuldan mı alacaktı? E iyi de bu adam bu saatlerde işten çıkmazdı. Ciddi bir durum yoktur umarım.

-“Evet baba, çıktım çıktım. Şimdi otobüsteyim.”

-“Burası İranlı kaynıyor, millet mallarını sokaklara döktü, kapış kapış gidiyor valla; ama ben dükkandan ayrılamıyorum. Buraya gelebilir misin?

O zamanlar sanırım 14-15 yaşlarındaydım. Hayat hikayelerini okuduğum kişiler, çevremde gördüğüm ve haşır neşir olduğum insanların büyük bir çoğunluğu tezgahtar, tüccar ve/veya patrondu. Hepsinin hayat hikayesi farklı olsa da, belirgin ortak özellikleri vardı. Elin bir şekilde ticarete dokunmuşsa, bu işlere erken başlayıp biraz öpmen biraz da öpülmen gerek. Sanırım satış’ın da sevdiğim tatlı tarafı da budur. Cezbedici bir teklifti.

Lakin muazzam bir senarist olan beynim sağolsun, felaket senaryoları yazılmıştı. “Ya bir adet dahi gözlük satamazsam?”. Hak da vermek gerek. Babam bana karanlıkta güneş gözlüğü satmayı önermişti. Güneş alınlarımızı yoklarken güneş gözlüğü satmak kolay; ancak zor ve güzel olan ise gecenin karanlığında o gözlüğü satmaktır.

Bu tarz ikilemleri oldum olası sevmişimdir. Ortada bir teklif varsa, ve bu tekliflerden biri daha zorlu bir mücadele içeriyorsa, hiç düşünmem balıklama atlarım.

-“Yoldayım bile!

Hakikaten de babamın dediği gibiydi. Kundu esnafı, kaldırımlara – adeta şehrin rastgele bir yerinde denk gelebileceğiniz sosyete pazarları gibi- mallarını yığmıştı. Onlarca esnaf, envai çeşit ürün, havada uçuşan kotlar, esnafların atışmaları, birbirlerine girmiş diller ve atılan tezgahlar.

Allahım! Cennet böyle bir yer olsa gerek.

Ters çevrilmiş iki büyük koli, bu gözlük size çok yakıştı diyebilmek için bir ayna, 20-25 tane gözlük dizilebilen uzun bir gözlük standı. Tekne tamam! Serbest piyasa mı dediniz mirim? Buyrun, piyasaya girmede kolaylık, orta sınıf esnaflığı, tüketicinin -bu durumda belki de kurban demek gerek- önüne serilmiş envai çeşit ürün, rekabetçi fiyatlar. Bürokrasiyle, fiş faturayla, t cetveliyle, tevkifat oranıyla da uğraşmana gerek yok. Ne istiyorsun bayan, gözlük mü kot mu deri ceket mi, aha işte önünde, emrine amade!

Perşembeden pazara okul çıkışı ve tüm haftasonu çalıştım diye hatırlıyorum. İlk günün üç dört saati biraz da utana sıkıla oturmuştum tabureme. Biri gelecek de ben satacağım. Yok öyle! Babamın iki üç müşterisini bana da paslamasından sonra, malum, elimiz biraz euro gördü. Aynı günün akşamını İranlı kadınları kolundan tutup “Gel hanım gel, penc lira deh lira!” diyerek kapattım.

4 günde yaklaşık 350 euroluk satış.

Allah bereket versin.

Tarih belli değil ama 2016 yılı…

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

SON GÖNDERİLERİM Blog

Ni Setarcos Isamnuvas - Akbalik Himself

NI SETARCOS ISAMNUVAS

Antik çağlarda bir ülkede, halk tarafından tanınmış bir politikacının, bir o kadar ünlü şair dostunun mahkemesinde yaptığı konuşmadan bir kesit. Bir ihtimal, belki de, halk tarafından tanınmış bir şairin, bir o kadar
apokrifler

APOKRİFLER – I

“Her gece kafamın içinde apar topar bir mahkeme kuruluyor. Hakiminden savcısına, davacısından izleyenlere, hatta mübaşir bile bana karşı ön yargılı gibi. Haksız da sayılmazlar üstelik. Karşı tarafın sunduğu iddialar ve onları destekleyen
Geçmiş - Akbalik Himself

GEÇMİŞ

Ne anlatmak istiyorsun (diye soruyorum kendime)ben’im, ben’i, bana anlatmak istiyorummamafih zor epeyepeyce birikmiş ve tortullaşmış anılarsuyu kirletmekle kalmadığı gibidoldurmuş posa ile delakin bunu bile bırakmışım gerideörmüşüm tuğlalar bir bir, her gün,eksiğimi tamamlamış,
Diderot Etkisi - Akbalik Himself

DIDEROT ETKİSİ

Günümüz tüketimine bir de bu açıdan bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Eğer arkanızda size 50 yıllık maaşınızı yekten verecek ve kalçasına şaplak atmanıza ses etmeyecek bir İmparatoriçe yoksa, biraz daha dikkatli olun ve
Apokrifler - III

APOKRİFLER – III

İçimi kurcalayan şeyler var. Sanki bir şeyler yolunda gitmiyor ve bir yerlerde yanlış yapıyorum. Hatalarım bilinçsiz de değil üstelik. Gayet de farkındayım. Kendi döngün ve gerçekliğin içinde hapsolma durumu olsa gerek. Labirenti
Ruh - Doğukan Akbalık

RUH

Her gün sil baştan kurulan sahnedeAynı kişiler, farklı kişi’liklerdeKutsal Güneş’in altındaki günüefendisine adayıp daGecenin kör karanlığını kendine reva görür insanOnunla aydınlanan Ruh,Onsuz karanlıkta biçaredir, heyhatIssız bir patika ormandaVeyahut yüksek debili ırmağın üstünde
Dolunay - Doğukan Akbalık

DOLUNAY

Bulutsuz ve yıldızsız bir gecenin Ay’ıSokakta yalnız yürüyen beni selamlar ve izlerVe izler taşırım bedenimdeYüreğimdeki acıları gizler 2015 – Antalya

Bunu atlamayın

Adam ile Kadın - Doğukan Akbalık

ADAM İLE KADIN – I

-“Dünya ve onun üzerinde yaşayan insanlar için kendini feda ettin
Bir Günün Anatomisi

BİR GÜNÜN ANATOMİSİ

“Geçici olarak mı geldi yoksa kalıcı personel mi ?” diye